27 Ekim 2016 Perşembe

Barselona Seyahat Günlüğü: 3 Gün

Bir önceki gece geç yatınca üçüncü gün saat 10:00'a doğru kalkabildik. Bugün için planımızda Donkey Tours'a katılmak ve sonrasında da Casa Mia ya da Casa Batllo'a gitmek vardı. Donkey Tours'u ekip arkadaşım Nüket Hanım'dan öğrenmiştim. O tura katılmış, çok beğenmişti. Biz de La Ramblas'dan çıkıp Donkey Tours'la buluşacağımız Plaça Nova'ya gittik. Yol üzerinde güzel bir kafe keşfedip orada kahvaltımızı ettik. Sonra da Donkey Tours'un neşeli ekibi ile buluştuk. Normalde onlar hem "Modernism", hem "Old Town" turları yapıyorlarmış. Biz Old Town'u tercih ettik. 




Tur öncelikle bize gerçekten gizli saklı yerleri göstermeye çalıştıklarını paylaşmak için, bir turist olarak ancak oteliniz yakınsa ya da yolu kaybetmişseniz denk geleceğiniz bir duvardaki mozaikle başladı. Plaça Nova'nın çok yakınında Plaça d'Isidre Nonell'de bulunan bu mozaik aslında 6000 fotoğraftan oluşuyor. Bu mozaiğin adı El Món Neix en Cada Besada (The World Begins With Every Kiss). 2014 yılında İspanya veraset savaşları sırasında Barselona'nın düşüşünü anma töreninin 300. yılı çerçevesinde bir yerel gazetenin öncülüğünde yapılmış. Daha fazla bilgi için buradan araştırabilirsiniz. Bir çok insanın özgürlük nedir fotoğraflarını renklendirerek öpüşen iki dudağın resmini oluşturmuşlar. Orada yazan aşağıdaki dize çok manidar.

The sound of a kiss is not as loud as that of a canon, but it’s echo lasts a great deal longer.




Sonrasında Plaça Nova'ya geri döndük ve yeni bir şey daha keşfettik. İlk oradan geçişimizde, öylesine bakıp geçtiğimiz okul binasının üzerindeki resim meğer Picasso'nun bir resmiymiş ve Barselona'ya ait özellikleri resmediyormuş. Uzun adamlar Barselona'da törenleri yapılan dev insanları, kule insanların üst üste çıkıp yaptıkları insan kulesini, küçük adamlar kral ve kraliçeyi, eşekli adamlar orduyu temsil ediyormuş. 




Sonrasında ilk gezdiğimiz yer avukatlara ait tarihi bir okulun avlusu oldu. Girişindeki sembol hukuğu anlatıyormuş: sarmaşık bürokrasinin dolambaçlı yollarını, kuş özgürlüğü, kaplumbağa hukuktaki işlerin yavaşlığını anlatan sembollermiş. Binanın hemen içine de bir girdik, bayağı tarihi bir binaydı, içinde güzel bir çeşme havuzu ve üst katında da mozaik işlemeleri vardı. 




Sonrasında Santa Maria Del Mar Kilise'sine gittik, bu kiliseyi fakir halk Catedral de Barcelona'ya alınmadıkları için kendileri bağışlarla yapmışlar. İşçiler, balıkçılar kendi elleri ile taş taşımışlar. Montjuic'den buraya botlarla taş taşınmış. Bu sebeple kilisenin kapısında sırtında yükü bir işçi resmi var. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Kilisenin içi de gerçekten çok sade ama güzeldi. Zenginlerin gittiği Barselona Katedralinin girişi 8 Euro, ona girmedik çok vaktimiz olmadığı için. 





Sonrasında da Gotik sokakları gezdik. Beni en çok etkileyen yer Plaça de Sant Felip Neri oldu. Buraya İspanya iç savaşı sırasında bomba düşmüş ve bir çok çocuk ölmüş, bir kısmını da öğretmenleri içeri kaçırmaya çalışmış. Şimdi o hala bomba izlerinin durduğu o yerde küçücük çocuklar okullarının önünde oynuyordu. Yıllar önce yaşıtlarının da savaştan, bombadan habersiz orada oynadığı gibi. Bu meydan filmlere kliplere sahne olmuş. Aklımda kalan Evenesance My Immortal oldu. Ve o sabaha o şarkıyı söyleyerek başlamıştım hiç habersiz. 





Hiç beklemediğimiz bir yerde eski bir Roma tapınağının ayakta kalmış sütunları apartmanlar arası kapalı bir alanda bizi karşıladı. Ayakta kalan bu sütunlar milatta önceki ilk yüzyıla ait olan El Templo de Augusto tapınağıymış. (Plaça Reial)



Palau Reial Major bizim de bir kaç akşam uğradığımız gençlerin akşam gelip oturup şarkılar söylediği geceyi ve tarihi seyrettiği bir yer. Oradaki yerle ilgili de dönemin kralının orada oturduğu ve kötü koktuğu için de herkesten uzakta yüksek kulelerde kalmayı tercih ettiği efsanesini anlattı rehberimiz. Ayrıca oradaki diğer bir binada da kralın düşmanlarını öldüren bir cellatın kaldığı bina da varmış. Halk onu kendi arasında istemediği için mecburen saray sınırları içerisinde bir yere yerleştirmişler. Burası akşam gelip keyif yapmak için ideal bir mekan. İnsanda bu kadar tarihi olan bir mekanda oturmak, bugünü yaşamak tuhaf bir duygu veriyor. Hem tarih kokan hem de yaşayan bir meydan.




Musevilere ait ayrı bir kesim de varmış Barselona'da. Şehrin içine karışmamaları için onlara ayrı bir semt ayrılmış. Rehberimiz aslında Christophe Colomb'u her ne kadar kralın Amerika'yı keşfi için gönderdiği için söylenmesine rağmen onu aslında musevi tüccarların paraları ile gönderildiğini söyledi. 

İlgimizi çeken şeylerden biri de Santa Maria Del Mar katedralinin yanındaki hiç sönmeyen ateş oldu. 1714 yılındaki İspanya iç savaşında ölen Katalanlar anısına bu anıtı yapmışlar. Bu anıtın adı "Fossar de les Moreres". 




"El born centre cultural i de memòria" da normalde pazar yeri yapılacakken bir anda altındaki tarihi binaların çıkmasıyla müzeye dönüştürülmüş bir yer. O gün orası kapalıydı ama ertesi gün içine girebildik. Onun bulunduğu yerdeki bayrak direğinin uzunluğunun bir özelliği varmış. Bize rehber tahmin etmemizi istemişti: Uzunluğu 1714 yılında yaşananları unutmamak için 17 metre ve 14 cm'miş.

Bu seyahattan genel kültür olarak öğrendiğimiz bir şey de Katalanya'daki bayrakların farkları oldu. Turdaki bir arkadaş Katalan çıkınca rehberimizin de bilmediği bu bilgiyi toplu öğrenmiş oldu: baş kısmında mavi renk ve beyaz yıldız olanlar sosyalistlere, sarı üzeri kırmızı yıldız  olanlar kapitalistmiş. 



Barselona'nın her yeri tarihten izler taşıyan müthiş sokaklarını gezmek inanılmaz zevkliydi. Her bir sokağına hayran kaldık!



Son ve bana orjinal gelen bir ayrıntı: sokak aralarında bazı yerlerde gülümseyen ve gözüyle bir yeri işaret eden adam kafaları var. Burası zamanında okuma yazma bilmeyen denizciler için barları işaret eden figürlermiş. Çok hoş bir çözümmüş!


3. günün Donkey Tours kısmından çok uzadığı için kesiyorum. 2. kısımda görüşmek üzere!

Şimdiden 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun ve Cumhuriyetimiz daim olsun!!!

Sevgiler,



13 Ekim 2016 Perşembe

Barselona Seyahat Günlüğü: 2. gün

Barselona'nın renkli, hayat dolu günlerinin ikincisine uyandık. Sabah 09:15'te Sagrada Familia'ya, saat 15:30'da da Park Güell'e biletimizi çoktaaan almıştık. Barselona turisti bol bir yer olduğu için gittiğiniz müzeler, özel giriş ücreti ödenen yerler için önceden bilet almakta fayda var!

Sagrada Familia: 

Sagrada Familia hayatımda gördüğüm en farklı, en büyüleyici kiliselerden biri desem abartmış olmam. Gaudi de eserlerine,  hayal ve tasarım gücüne en çok hayran kaldığım mimar desem, siz gelin benim Gaudi'ye ait eserlerden-ama en çok da Sagrada Familia'dan ne kadar etkilendiğimi anlayın. 


Sagrada Familia Gaudi'nin tasarımını yaptığı, bitmemiş olmasına rağmen Unesco Dünya Mirası listesine alınmış, gerçekten dünyada eşi benzeri az bulunacak bir kilise. 2010 yılında Papa 16. Benedict'in gerçekleştiği törenden sonra resmi olarak ziyaretlere açılmış. Sagrada Familia'nın yapımına 1882 yılında başlanmış ve ilk tasarımını yapan mimar daha sonradan istifa etmiş ve görevi Gaudi devralmış. Gotik ve Art Nouveau mimarilerinin birleşimi olan bu bazalika Gaudi'nin hayatının eseri. 40 yılını bu kiliseyi tasarlamaya adamış ve bir trafik kazasında öldüğünde kilisenin 4'te birinden daha azı ancak bitmiş durumdaymış. Şu an Gaudi'nin ölümünün 100. yılında-2026'da bu eseri onun tasarımlarına, prototiplerine sahip çıkarak tamamlamayı planlıyorlar. 

Aşağıdaki giriş "Nativity Façade"'e ait, İsa'nın doğumunu anlatıyor.




Kilisenin yapımının bu kadar uzun sürmesinin sebeplerinden birisi de kilisenin sadece bağışlarla yapılması ve İspanya iç savaşının duraklatması. Sagrada Familia'nın içinde yapılış hikayesini anlatan bir video gösterimi de var. Bir kısmı içeride de hala yapım-revizyon aşamasındaydı, kapatılmıştı. 





3 cepheden oluşuyor kilise: Doğum, tutku ve zafer. Doğum kısmında İsa'nın doğumu ile ilgili ve doğa ile ilgili figürler var. Tutku kısmında İsa'nın çarmığa gerilmesini tasvirleyen heykeller var. 3. kısmı ise henüz tamamlanmamış ama zaferi anlatacak: ölüm, yargılanma ve sonsuz zafer-cennet. Kilisenin her yeri, her detayı incelenmeyi hak ediyor. 


İçindeki kolonlar palmiye ağaçları şeklinde tasarlanmış, insanları tanrıya yalvarmak, dua etmek için bir araya getiren bir orman gibi. Rengarenk vitrayla dolu pencereleri de içerisinin gün içine farklı açılarda rengarenk olmasını sağlıyor.

Passion facade'in kapılarını Japon bir usta yapmış. 


Burası Passion façade



Kilisenin arka kısmında Gaudi'nin kilise için tasarladığı mobilyaları da görebiliyorsunuz. Bu kadar ince ayrıntısına kadar tasarlamasına bir pes doğrusu diyorsunuz ve bir kez daha Gaudi'ye hayran kalıyorsunuz.

Söylenecek çok şey var ama son bir not: Gaudi'nin öldükten sonra defini de burada yapılmış. 

Sagrada Familia ile Park Güell arasında bir Türk restoranına denk geldik: A la Turca. Sahibi inanılmaz misafirperver bir ablaydı. Öğlen yemeğini orada yedik, ortaya karışık bir kebap ve patatas bravas denen bir çeşit patates tapası söyledik. Patatas bravas yanında bayağı acı bir sosla servis ediliyor. Oraya gidip neden Türk restoranında yediniz diye düşünebilirsiniz ama yemekler İspanyol usülü servis ediliyordu, kebabın yanında bile kabak kızartması vardı. Ben orayı çok beğendim, aşırı da müşterisi vardı, biri kalkınca yeri anında doluyordu.


Park Güell:

Park Güell de Gaudi'nin önce Eusabi Güell için tasarladığı 60 villalık bir konut projesi olacakken, insanlar ilgilenmediği için 2 evle sınırlı tutulan ve sonrasında da park alanına dönüştürülen bir yer. Bu parkın içinde Gaudi'nin evi de vardı ama biz onu gezmedik. "Monumental" kısmına girmek için bilet alınması gerekiyor-meşhur seyir terası, semenderli havuz, seyir terasının altındaki sütunlu alan ve iki küçük binanın girişi buna dahil. Bu son iki binanın birinin içi ev olarak döşenmiş, diğeri ise hediyelik eşya dükkanı. 




*



Meşhur semender heykeli. Ben zaten mozaik ve doğa hayranı biri olarak bu parkın her şeyine bayıldım. Yığınla çiçek böcek fotoğrafı çektim, bunlar da çektiklerimin bazıları.



Park Güell'den çıkıp otele dönüp akşam tekrardan dışarı çıktık. Bu sefer methini duyduğumuz Magic Fontain-Font Magica için yola düştük. İspanyol Meydanı-Plaza de Espana denen kocaman bir caddenin sonundaki saray binasının önündeymiş burası. Cadde gerçekten genişliği ve ihtişamı ile hayranlık uyandıran bir yerdi. Bir başında şimdi alışveriş merkezi olan "Arena" diğer ucunda da "Palau Nacional" - Katalan sanat müzesi olarak kullanılıyor.- vardı. Eylül ayında haftada 4 gün olan "Font Magica" gösterileri, Ekim ayında 2 güne düşmüş-Cuma, Cumartesi-  ve o akşam da Pazar akşamı olduğu için kaçırmış bulunduk. Ama oraya bilmeden gelen inanılmaz bir kalabalık vardı. İnsanlar karanlık havuzun başında oturup sohbet ediyordu. 

Palau Nacional'ın olduğu tepe Montjuic tepesiymiş, oradan Barselona manzarası çok güzeldi. 




Biraz daha yukarıda kalan "Palau Nacional'in" önüne çıkıp orada oturan gençlerle beraber şehri izledik. Bir ara org çalan bir bey gelip John Lennon "Imagine", Amelie soundtrack gibi bilinen müzikleri çaldı. Font Magica'yı kaçırmış olsak da keyifli bir akşam oldu. Dönüşte merak ettiğimiz binalara bakına bakına Arena'ya geldik. Arena eskiden gerçekten bir boğa güreşi arenasıymış ama Katalonya'da çok fazla boğa güreşine önem verilmediği için bir süre sonra kapatılmış. Saat 22:30 civarı olduğu için alışveriş mekanları kapansa da restaurantları açıktı. Acıktığımızı fark edip yemeğe gittik. Orjinal bir İtalyan restaurantında mükemmel İtalyan makarnası ve pizza yeyip geri döndük. Biz tekrar oraya- Plaça d'Espanya'ya dönemedik ama gündüzü de güzel olmalı diye düşünüyorum o meydanın, gidilesiydi. 

İkinci günden haberler bu kadar, iyi geceler! 
Şu manzaralara karşı siz de bir "Imagine" dinleyin diye:

    


10 Ekim 2016 Pazartesi

Barcelona Seyahat Günlüğü: 1. Gün

Barselona, Katalonya Özerk Bölgesi'nin başkenti, İspanya'nın ikinci en büyük kenti. Resmi dili Katalanca ve para birimi Euro. Küçük Prens'te dediği gibi büyüklerin önem verdiği kitabi bilgileri geçersek Barselona denizin, güneşin kumun sardığı, dalgalarının seslerinde insanların keyifle kumsalda uzandığı, yüzdüğü sıcacık renkli bir yer. Gotik tarihi binalarının üzerine Gaudi'nin renkli hayal gücünü yansıttığı modern eserleri ile kat kat güzelliklerle bezenmiş Barselona. Diğer Avrupa ülkelerinin aksine gece yarılarına kadar insanların sokaklarda dolandığı, flamenko dans gösterileri ve gitar melodileri bir yandan, sokak sanatçılarının diğer yandan sizi müzikle sardıkları bir yer. Ve bir yandan da tarihinde yaşadıkları yıkımları, iç savaşları da hala sokaklarında barındıran, varlığını korumak için "Katalan" kimliğine sonuna kadar sarınıp bunu da size hissettiren, yaşatan bir millet.

Barselona gezimizde en etkilendiğim 3 şeyi sayacak olursam: Gaudi'nin müthiş çalışmaları ve eserleri, çok yaşayan ve sıcak bir şehir olması, tarihlerine sıkı sıkıya sarılmaları. ( İlk 3'e eklememişim olsam da denize kıyısının olmasının ben de bambaşka bir yeri olduğunu söylememe hiç gerek yok. )

Marina 




Ben Orly Hava alanından Barselona'ya geçtim. Vueling hava yollarının rötarı yüzünden sabah 08:30'da hava alanında olmam gerekirken yanılmıyorsam 13:00 gibi varıp günün bir 5 saatini kaybetmiş oldum ama kalan zamanımızı gayet iyi değerlendirip bu farkı kapattım. Barselona'ya Ekim ayında gelmemize rağmen (1-5 Ekim) hava gayet güzel ve güneşliydi, gündüzleri 23-25 derece, akşamları da 17-18 derece civarındaydı. Akşamları ince bir ceket bile benim gibi çok üşüyen bir insan için yeterliydi. Ekim ayında gitmenizi, fiyatların da daha uygun olduğu için tavsiye ederim. Sıcak tam kararında, yanmadan rahat rahat gezebilmek için ideal bir ay!

Christophe Colombus heykeli



Erkan benden bir gün önce gidip, o sabah da ben gelmeden gidip denize girmiş ve sonra beni almaya gelmişti. Barselona içinde ulaşım metro ile inanılmaz kolay! Hava alanından tek gidişlik bilet almanız gerekiyor, 4.5 Euro, makinelerden kredi kartı ya da nakit olarak alabiliyorsunuz. Sonrasında ise şehir içinden T10 biletlerinden almanızı tavsiye ederim. 10 kullanımlık bilet bunlar. Bir kişi için yeterli oluyor eğer merkezden çok uzakta kalmıyorsanız. Ücreti de 9.95 Euro. W2 terminalinden önce L9'a binip Zona Universitaire'de sonra da L3'e binip Liceu'de indim. Liceu durağı direkt La Ramblas'ın-Barselona'nın İstiklal Caddesi tipinde caddesi- üzerinde. 

Biz orada "Pension Mariluz" diye bir yerde kaldık, çok güzel temizdi. Oda double yataklı ama tuvalet ve banyo ortaktı, kahvaltı dahil değil ama isterseniz bir mutfağı var, orada her şeyi hazırlayıp yiyebileceğiniz araç gereç mevcut. Tek zor tarafı asansörü yoktu ve pansiyon binanın 3. katındaydı. Pensiyonun bulunduğu bina da Gotik tarzda ve tarihi bir binaydı. Ben sevdim, tavsiye ederim. Yeri de tüm önemli yerlere başta La Ramblas caddesi, liman ve sahil olmak üzere bir çok gezeceğiniz yere yakın. 






Eşim beni Liceu durağında karşıladıktan sonra eşyalarımızı otele bırakıp acıktığımız için kendimizi La Boqueria'ya attık ve etraftaki onca güzel meyvenin, çerezin, çikolatanın, balığın, deniz ürünlerinin içinde kaybolduk. Orada iki tane restaurant tadında dükkan var: Biri "Bar Central" diğeri de "Bar Boqueria" idi. Biz de Boqueria'da yedik. Barcelona'da yemekler genelde deniz ürünlerine dayanıyor, biz altın balığı(Dorada), karışık deniz ürünleri tabağı, kızarmış sebze tabağı, sangria -Barcelona'nın meşhur içeceği ve soda söyledik. Hepsi 60 Euro tuttu. Ama Barcelona'da genel olarak yemek fiyatları uygun, özellikle tapas tabakları. Oraya gitmişken bir paella, sangria ve tapas denemeden dönmeyin. 








Boqueria gerçekten müthiş bir yerdi, ben o kadar renkli, güzel bir pazar hayatımda görmedim. Pazar kültürünü zaten çok severim ama burası beni kelimenin tam anlamıyla mest etti! O gün normalde kaçta geleceğim belli olmadığı için saatli bilet almayalım gündüz için demiştik-iyi ki de demişiz. Yemekten sonra sahile yürüdük. 

Magnum'un üst katından deniz manzarası 




Magnum alışveriş merkezine girip üst katından deniz manzarasını seyrettik, marinayı gezdik, Cristoph Colomb'a selam durduk ve onun parmağının gösterdiği yerde Amerika var mıdır gerçekten diye baktık. Magnum'un önünde rock konseri vardı. Rock konserlerini özlemişim. Etrafta sanırım el emeği satış yapan sergiler vardı. Sanki kendimi üniversite festivalinde gibi hissettim.  







Sonra resim sergileri ilgimizi çekti onları dolaştık. Bir resim ikimizin de kalbini çaldı ve onun fotoğrafını çekip ekran koruyucu yaptık tablet profillerimize. 
İşte o tablo:




Gün kararmaya başlayınca otelin yoluna düştük ve akşam için flamenko gösterisine gitmek üzere hazırlandık. Flamenko için bileti önceden bilet almıştık Los Tarantos diye otelimize çok yakın bir meydandaki restauranttan. Çok acıklı bir seste bir adam şarkılarını söyledi ve biri adam biri kadın biri adam iki dansçı da dans ettiler. Adam çok iyiydi, hayran kaldım. Bir insan dansıyla duygularını da ifade edebilir mi? Edebilirmiş! Müthişti, ayakta alkışladık. 




O gecenin sonu da yürüyüşle bitti. Önce belli bir güzergahta yürüdük o sırada tarihi bir tren istasyonunu keşfettik (La Statione Francas) ve oradan yürüyerek sahile vardık. Sahil şeridi çok uzun ve çok güzel. Yürümek çok keyifli. Herkes sahilde akşamları yürüyüş yapıyor. Yol üzerinde yine konser veren bir gruba rastladık ve yorularak otelimize döndük. İlk günün özeti= La Ramblas-La Boqueria- Liman-Sahil ve Flamenko gösterisi oldu. Ama her yeri tarih kokan çok renkli sokakları var Barcelona'nın dolaştıkça anlayacaksınız.

İlk gün hikayesi bu kadar.
Sevgiler,  


  





27 Eylül 2016 Salı

Eylül'ü de neredeyse bitirdik!

Yazı daha çok severim ama sonbaharın da ayrı bir tadı var. Eylül bitmek üzere, bu ay evlilik yıl dönümümüzü, eşimin ve abimin (maalesef uzaktan) doğum günlerini kutladık. Güzel bir Eylül oldu. Bayram tatilini Bergama'da ailemizle geçirdik. Çok dinlendirici bir tatildi, tadı damağımda kaldı.


Sabahları balkonda Bergama Tulum peyniri, zeytin, domates, ekşi maya ekmekleri, tereyağı ve annemin gözlemeleri ile müthiş kahvaltılar yaptık. Büyüklere bayram ziyaretlerine gittik. İki gün de denize, Bademli'ye kaçtık. Zeytin ağaçları arasında Ege Denizi'nin güzelliğini en fazla sunduğu yerlerinden birinde, "Kayra Beach"'te denize girdik.






Kayra Beach'i size şiddetle tavsiye ediyorum. Tatil köyü tadında her yerinde farklı bir restaurant/bar olan bir yer. Tepeye çıkıp manzaraya karşı balık ya da balık ekmek yiyebilir ya da aşağıda zeytin ağaçları ve çiçekler arasında hamburger, pizza, köfte ekmek gibi fast food tadında şeyler yiyebilirsiniz. Deniz kenarındaki barda da alkollü, alkolsüz içecekler ve midye dolma satılıyor.


Burası balık ekmek yediğimiz tepenin manzarası






Denize bir iskeleden giriliyor, girdiğiniz yerde ne yosun ne taş var, yumuşacık kum. Deniz berrak ve tertemiz, ayaklarınızın dibinden balıklar geçiyor. Ama kenarlarda yosun, taş ve deniz kestanesi var, aman dikkat!




İsterseniz zeytin ağaçlarının altında minderlerde, armutlarda oturabilir, isterseniz de şezlonglarda güneşlenebilirsiniz. Bütün bir koyda neredeyse sadece Kayra'ya ait yerler var. Ondan oturma alanı geniş. Çoğunlukla kalabalık bir mekan olduğu için erken gitmekte fayda var.






Söylemeyi atladım, giriş ücreti bayağı ucuz 15 TL. Girişte plastik çip paralar alıyorsunuz, içeride nakit para geçmiyor ama fiyatlar uygun ayağı. Balık ekmek 8 lira mesela, köfte ekmek, hamburger, soda ve biraya 25-30 lira civarı bir şey ödedik sanki yanılmıyorsam.






Toplu taşıma oraya kadar geliyor mu bilmiyorum ama aracınızla gelmenizi tavsiye ederim. Park için yerleri var.

Şansıma her iki gidişimizde de uzun zamandır görüşemediğim arkadaşlarım ile karşılaştım: Nazlı ve Büşra. Nasıl güzel bir rastlantı oldu benim için! Çok mutlu oldum. Katmerli bir keyif oldu.  

Zeytin ağaçları Ege'ye verilmiş kutsal bir hediye gibi


Bu fotoğrafımızın kalitesi çok iyi olmasa da ve kendimi bu fotoğrafta beğenmemiş olsam da hatıra kalması için buraya ekliyorum, telefonumda Erkan'la ikimize ait o günlerden başka bir fotoğrafım yok. Selfienin cilveleri!


Sevgili eşim, evlilik yıl dönümümüz tekrardan kutlu olsun, birlikte nice yıllara! Ve seni çoook özledim!


Kayra ve Bademli anlatmakla bitmez, tatilimiz de. Kalanlar bize kalsın, size Paris-Versailles'dan sevgilerimi iletiyorum, görüşmek üzere!


İyi geceler, Eylül'ün son günlerinin keyfini çıkarın! Size her bir yazımda yeni keşfedip sevdiğim şarkıları da paylaşmayı istiyorum. Bu sefer: Pauline Groze/ La Rua Madureira



4 Eylül 2016 Pazar

Çiçeklerle dolu minimalist bir oturma odası- A flowered and minimalist living room

Günaydın!


Oh nihayet hafta sonu geldi. Bu hafta yoğun geçti, sürekli kafamda yapılacak işlerle dolandım. Neyse ki büyük çoğunluğu bitti. Hafta sonu için heyecanlıyım. Bu sene yeni iş değiştirdiğimden pek izin kullanamıyorum, ondan hafta sonlarım çok kıymetli. Uzun uzun, keyifli, sakin geçirmeyi istiyorum hafta sonlarını. Sizde durumlar nasıl? Bu hafta sonu planlarınızı yaptınız mı, yoksa spontan mı yaşayacaksınız ?

Bugün size oturma odamızdan karelerle nasıl dekore ettiğimi anlatacağım. Önceki oturma odamız dikdörtgen şeklindeydi ve koltuklarımız da geniş olduğundan iki koltuk arası çok dar kalıyordu. Ama uzunluğu da fazla olduğundan içine sezonsal giysileri koyduğum Koçtaş'tan aldığım bir dolabı da o odaya yerleştirmiştim. Dikdörtgen odalar eğer darsa çok kullanışlı olmuyor. Bu evimizde oturma odası kare şeklinde. Diğer odalara göre yine küçük ama bu sefer çok kullanışlı oldu bizim için. 




Koltuklarımızı 2 yıl önce DONAT'tan almıştık. Koltuk modelini beğenip döşeme ve yastık renklerini kendi zevkimize göre yaptırdık. Gül kurusu rengini ben çok sevdim döşemelik olarak. Zaten bir çiçek sevdalısı olduğum için yastık desenlerini de çiçekli seçtik. 

Kitaplık olarak kullandığımız üniteleri IKEA'dan almıştık. Önceki evde biri salonda biri oturma odasında duruyordu. Burada ikisini bir araya getirdik ve sanki bu ev için alınmış kadar nişin içine iyi sığdı! Tüm ders kitapları, romanlar, eğitim dökümanları vs. kitaplıkta yerlerini aldılar. Böylesi daha derli toplu oldu. IKEA'nın tüm mobilyalarına göre ayarladığı kutu sistemlerini seviyorum. Kitaplığın içindeki beyaz plastik ve pembe çiçekli bez kutuları da IKEA'dan aldık. Odanın renklerine ve kitaplığa uyum sağladılar. 











Bu çiçek bana annemin ve babamın İpek Kağıt'ta ilk işe başladığımda bana yeni iş hediyesi olarak gönderdikleri çiçekti. Buraya taşınırken onu da eve aldım. Buraya da çok uydu. Perdeleri de English Home'dan çiçekli nostaljik tarzda desenli perdelerden almıştım. Bu odada iki cam olduğundan biri eksik kaldı burada. Beyaz renkli aynı desen bulursam hemen alacağım. English Home'da şu an indirim var, 100 TL alışverişe 20 TL indirim yapıyorlar ve ayrıca internet sitesinde her şey %50 indirimli. Almayı düşünürseniz bu linkten ulaşabilirsiniz.

Şimdilik bu kadar, sevgi ve huzur dolu bir hafta sonu diliyorum!




Good Morning,

Finaly it's weekend! This week was really busy, I had always a lot of things to do in my head. Fortunately, I have completed a lot of them. I am excited for the weekend. I can't use my holiday this year because of the fact that I changed my company. So my weekends are so precious. I would like to pass them slowly, longer and in peace. How about you? Do you have any plans or will you pass it spontaneously? 

Today I would like to share with you how I decorated our living room. Our ex-living room was oblong and because having large armchairs, there was a small space between two armchairs. But the room was long so that I had placed our wardrobe that I bought from "Koçtaş" to this room.The rectangular rooms aren't very useful if they have a small shape. Now we have a square living room. It's smaller than the other rooms but very user-friendly.




We bought our armchairs from "Donat" two years ago. We chose the armchair's model and then selected the colors and patterns of it's coverings and cushions. I loved very much the color of "dry rose" for coverings. Being a flower addict, the cushions should be flowered.

The units that we use as a library are bought from IKEA. In fact, they are two independent units and they were in the different rooms in our ex-house. But we set them as a couple here.They fitted well in the niche of the living room. I put all of our books in this library and they are more organized now! I love a lot IKEA's box systems. All of the boxes in the library are from IKEA. They are in a harmony with the colors of the room.



And our curtains are from English Home. I love very much their nostalgic pattern and this view from the window.
Have a nice weekend!
Best regards!

Ayse


Veda ederken size sevdiğim bir şarkıyı paylaşmayı istiyorum.
As saying "Good Bye", I would like to share one of my favorite songs with you.



1 Eylül 2016 Perşembe

Eylül-September: If not now, then when?



Eylül başlangıçların ayıdır. Sonbaharın resmi başlangıcı, okulların başlangıcı, doğanın yeniden çevriminin başlangıcı. Eylül ayında benim de hayatımda yenilemek ya da başlamak istediğim şeyler var. Onları burada da paylaşıp unutmamak ve biraz da takip edenlerin desteği ve beklentisini de sorumluluk bilerek uygulamak istiyorum. Eğer fırsatım olursa da bunu her ay başında yapmayı istiyorum. 

Farkında olmadan hep bir erteleme halindeyiz. Yeni başlamak istediğimiz bir hobi-kitap okumak, koşu, flüt, örgü, resim aklınıza ne gelirse- kolay kolay hayatımıza girmez. Dilimizde dolanır durur da uygulamaya gelince hep bir bahanemiz vardır. İşim çok yoğun, eve gelince bir şey yapamıyorum, çocuklarım büyüsün, hele bir şu yaz bitsin, okullar kapansın, şu borç bitsin vs. hep bahane! Tembellik için bahanemiz çok! 

Evet gelelim Eylül ayı kararlarına:
  • "İletişim'de Zen Bilgeliği", "Ustam ve Ben", "Uzun Beyaz Bulut Gelibolu" ile roman okumakta yeniden hız kazandım bu sıralar. Hazır da Eylül'ün soğuk günleri gelirken haftada bir roman bitirmeyi hedefliyorum.
  • İngilizce ve Fransızca'mı geliştireceğim. Bunun için haftada minimum 5 saat yabancı dil çalışma hedefi koyuyorum kendime. 
  • Eylül'ün en önemli kararı araç kullanmak konusunda kendimi geliştirmek. Eylül'ün bir haftası bayram, iki haftası Fransa misyonum ile geçecek ama en azından 2 hafta sonu araç kullanmalıyım!
  • Spor yapacağım, bunu şimdilik minimumda evde olduğum her akşam hava durumunun müsaitliğine göre Manolya Parkında yürüyüş olarak planlıyorum.
  • Haftada minimum 3 gün -evde olduğum zamanlarda- gitarı elime alıp çalışacağım. Minimumda kitaptan notaları çalışacağım.


Şimdilik bu kadar, umarım bu listenin hepsini bitiririm!

Herkese güzel bir Eylül diliyorum. 



September is the month of the new beginnings. It is the beginning of the fall, the school, and the cycle of the nature. I have also the things that I need to renew or begin to do in my life. I want to share them here so that I can't forget them and my readers' expactations make me more responsible to realize my goals. If I had chance, I would like to write my goals in the first days of each month. 

We postpone always our desires unwittingly. The new hobbies we would like to do -like running, knitting, drawing a picture, etc- don't come into our lives easily. We have always an excuse to not to do a new beginning in our lives. A lot of work to do, a child to grow, a season to pass, a school to graduate... Always excuses but not the action! We have a lot of excuses for laziness.

Here my September goals:

  • Read 4 books per month. I have read 3 books recently, I would like to continue to this tendency. 
  • I would like to progress my English and French knowledge. At least 5 hours study per week.
  • This September's most important goal is to learn driving! Drive at least 2 times and take lessons. 
  • Do sport: I plan to walk in the park next to our house
  • Play the guitar 3 days per week.


This is enough for this month. I hope that I can complete all my to do list!

Have a nice September!







Patatesli Gül Böreği Tarifi

Merhabalar, Bu aralar gelen giden misafirimiz çok. Sağ olsun tüm arkadaşlarımız, yakınlarımız Ece'yi görmeye geliyor, mutluluğumuzu...