to do list etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
to do list etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2016 Perşembe

Barselona Seyahat Günlüğü: 2. gün

Barselona'nın renkli, hayat dolu günlerinin ikincisine uyandık. Sabah 09:15'te Sagrada Familia'ya, saat 15:30'da da Park Güell'e biletimizi çoktaaan almıştık. Barselona turisti bol bir yer olduğu için gittiğiniz müzeler, özel giriş ücreti ödenen yerler için önceden bilet almakta fayda var!

Sagrada Familia: 

Sagrada Familia hayatımda gördüğüm en farklı, en büyüleyici kiliselerden biri desem abartmış olmam. Gaudi de eserlerine,  hayal ve tasarım gücüne en çok hayran kaldığım mimar desem, siz gelin benim Gaudi'ye ait eserlerden-ama en çok da Sagrada Familia'dan ne kadar etkilendiğimi anlayın. 


Sagrada Familia Gaudi'nin tasarımını yaptığı, bitmemiş olmasına rağmen Unesco Dünya Mirası listesine alınmış, gerçekten dünyada eşi benzeri az bulunacak bir kilise. 2010 yılında Papa 16. Benedict'in gerçekleştiği törenden sonra resmi olarak ziyaretlere açılmış. Sagrada Familia'nın yapımına 1882 yılında başlanmış ve ilk tasarımını yapan mimar daha sonradan istifa etmiş ve görevi Gaudi devralmış. Gotik ve Art Nouveau mimarilerinin birleşimi olan bu bazalika Gaudi'nin hayatının eseri. 40 yılını bu kiliseyi tasarlamaya adamış ve bir trafik kazasında öldüğünde kilisenin 4'te birinden daha azı ancak bitmiş durumdaymış. Şu an Gaudi'nin ölümünün 100. yılında-2026'da bu eseri onun tasarımlarına, prototiplerine sahip çıkarak tamamlamayı planlıyorlar. 

Aşağıdaki giriş "Nativity Façade"'e ait, İsa'nın doğumunu anlatıyor.




Kilisenin yapımının bu kadar uzun sürmesinin sebeplerinden birisi de kilisenin sadece bağışlarla yapılması ve İspanya iç savaşının duraklatması. Sagrada Familia'nın içinde yapılış hikayesini anlatan bir video gösterimi de var. Bir kısmı içeride de hala yapım-revizyon aşamasındaydı, kapatılmıştı. 





3 cepheden oluşuyor kilise: Doğum, tutku ve zafer. Doğum kısmında İsa'nın doğumu ile ilgili ve doğa ile ilgili figürler var. Tutku kısmında İsa'nın çarmığa gerilmesini tasvirleyen heykeller var. 3. kısmı ise henüz tamamlanmamış ama zaferi anlatacak: ölüm, yargılanma ve sonsuz zafer-cennet. Kilisenin her yeri, her detayı incelenmeyi hak ediyor. 


İçindeki kolonlar palmiye ağaçları şeklinde tasarlanmış, insanları tanrıya yalvarmak, dua etmek için bir araya getiren bir orman gibi. Rengarenk vitrayla dolu pencereleri de içerisinin gün içine farklı açılarda rengarenk olmasını sağlıyor.

Passion facade'in kapılarını Japon bir usta yapmış. 


Burası Passion façade



Kilisenin arka kısmında Gaudi'nin kilise için tasarladığı mobilyaları da görebiliyorsunuz. Bu kadar ince ayrıntısına kadar tasarlamasına bir pes doğrusu diyorsunuz ve bir kez daha Gaudi'ye hayran kalıyorsunuz.

Söylenecek çok şey var ama son bir not: Gaudi'nin öldükten sonra defini de burada yapılmış. 

Sagrada Familia ile Park Güell arasında bir Türk restoranına denk geldik: A la Turca. Sahibi inanılmaz misafirperver bir ablaydı. Öğlen yemeğini orada yedik, ortaya karışık bir kebap ve patatas bravas denen bir çeşit patates tapası söyledik. Patatas bravas yanında bayağı acı bir sosla servis ediliyor. Oraya gidip neden Türk restoranında yediniz diye düşünebilirsiniz ama yemekler İspanyol usülü servis ediliyordu, kebabın yanında bile kabak kızartması vardı. Ben orayı çok beğendim, aşırı da müşterisi vardı, biri kalkınca yeri anında doluyordu.


Park Güell:

Park Güell de Gaudi'nin önce Eusabi Güell için tasarladığı 60 villalık bir konut projesi olacakken, insanlar ilgilenmediği için 2 evle sınırlı tutulan ve sonrasında da park alanına dönüştürülen bir yer. Bu parkın içinde Gaudi'nin evi de vardı ama biz onu gezmedik. "Monumental" kısmına girmek için bilet alınması gerekiyor-meşhur seyir terası, semenderli havuz, seyir terasının altındaki sütunlu alan ve iki küçük binanın girişi buna dahil. Bu son iki binanın birinin içi ev olarak döşenmiş, diğeri ise hediyelik eşya dükkanı. 




*



Meşhur semender heykeli. Ben zaten mozaik ve doğa hayranı biri olarak bu parkın her şeyine bayıldım. Yığınla çiçek böcek fotoğrafı çektim, bunlar da çektiklerimin bazıları.



Park Güell'den çıkıp otele dönüp akşam tekrardan dışarı çıktık. Bu sefer methini duyduğumuz Magic Fontain-Font Magica için yola düştük. İspanyol Meydanı-Plaza de Espana denen kocaman bir caddenin sonundaki saray binasının önündeymiş burası. Cadde gerçekten genişliği ve ihtişamı ile hayranlık uyandıran bir yerdi. Bir başında şimdi alışveriş merkezi olan "Arena" diğer ucunda da "Palau Nacional" - Katalan sanat müzesi olarak kullanılıyor.- vardı. Eylül ayında haftada 4 gün olan "Font Magica" gösterileri, Ekim ayında 2 güne düşmüş-Cuma, Cumartesi-  ve o akşam da Pazar akşamı olduğu için kaçırmış bulunduk. Ama oraya bilmeden gelen inanılmaz bir kalabalık vardı. İnsanlar karanlık havuzun başında oturup sohbet ediyordu. 

Palau Nacional'ın olduğu tepe Montjuic tepesiymiş, oradan Barselona manzarası çok güzeldi. 




Biraz daha yukarıda kalan "Palau Nacional'in" önüne çıkıp orada oturan gençlerle beraber şehri izledik. Bir ara org çalan bir bey gelip John Lennon "Imagine", Amelie soundtrack gibi bilinen müzikleri çaldı. Font Magica'yı kaçırmış olsak da keyifli bir akşam oldu. Dönüşte merak ettiğimiz binalara bakına bakına Arena'ya geldik. Arena eskiden gerçekten bir boğa güreşi arenasıymış ama Katalonya'da çok fazla boğa güreşine önem verilmediği için bir süre sonra kapatılmış. Saat 22:30 civarı olduğu için alışveriş mekanları kapansa da restaurantları açıktı. Acıktığımızı fark edip yemeğe gittik. Orjinal bir İtalyan restaurantında mükemmel İtalyan makarnası ve pizza yeyip geri döndük. Biz tekrar oraya- Plaça d'Espanya'ya dönemedik ama gündüzü de güzel olmalı diye düşünüyorum o meydanın, gidilesiydi. 

İkinci günden haberler bu kadar, iyi geceler! 
Şu manzaralara karşı siz de bir "Imagine" dinleyin diye:

    


10 Ekim 2016 Pazartesi

Barcelona Seyahat Günlüğü: 1. Gün

Barselona, Katalonya Özerk Bölgesi'nin başkenti, İspanya'nın ikinci en büyük kenti. Resmi dili Katalanca ve para birimi Euro. Küçük Prens'te dediği gibi büyüklerin önem verdiği kitabi bilgileri geçersek Barselona denizin, güneşin kumun sardığı, dalgalarının seslerinde insanların keyifle kumsalda uzandığı, yüzdüğü sıcacık renkli bir yer. Gotik tarihi binalarının üzerine Gaudi'nin renkli hayal gücünü yansıttığı modern eserleri ile kat kat güzelliklerle bezenmiş Barselona. Diğer Avrupa ülkelerinin aksine gece yarılarına kadar insanların sokaklarda dolandığı, flamenko dans gösterileri ve gitar melodileri bir yandan, sokak sanatçılarının diğer yandan sizi müzikle sardıkları bir yer. Ve bir yandan da tarihinde yaşadıkları yıkımları, iç savaşları da hala sokaklarında barındıran, varlığını korumak için "Katalan" kimliğine sonuna kadar sarınıp bunu da size hissettiren, yaşatan bir millet.

Barselona gezimizde en etkilendiğim 3 şeyi sayacak olursam: Gaudi'nin müthiş çalışmaları ve eserleri, çok yaşayan ve sıcak bir şehir olması, tarihlerine sıkı sıkıya sarılmaları. ( İlk 3'e eklememişim olsam da denize kıyısının olmasının ben de bambaşka bir yeri olduğunu söylememe hiç gerek yok. )

Marina 




Ben Orly Hava alanından Barselona'ya geçtim. Vueling hava yollarının rötarı yüzünden sabah 08:30'da hava alanında olmam gerekirken yanılmıyorsam 13:00 gibi varıp günün bir 5 saatini kaybetmiş oldum ama kalan zamanımızı gayet iyi değerlendirip bu farkı kapattım. Barselona'ya Ekim ayında gelmemize rağmen (1-5 Ekim) hava gayet güzel ve güneşliydi, gündüzleri 23-25 derece, akşamları da 17-18 derece civarındaydı. Akşamları ince bir ceket bile benim gibi çok üşüyen bir insan için yeterliydi. Ekim ayında gitmenizi, fiyatların da daha uygun olduğu için tavsiye ederim. Sıcak tam kararında, yanmadan rahat rahat gezebilmek için ideal bir ay!

Christophe Colombus heykeli



Erkan benden bir gün önce gidip, o sabah da ben gelmeden gidip denize girmiş ve sonra beni almaya gelmişti. Barselona içinde ulaşım metro ile inanılmaz kolay! Hava alanından tek gidişlik bilet almanız gerekiyor, 4.5 Euro, makinelerden kredi kartı ya da nakit olarak alabiliyorsunuz. Sonrasında ise şehir içinden T10 biletlerinden almanızı tavsiye ederim. 10 kullanımlık bilet bunlar. Bir kişi için yeterli oluyor eğer merkezden çok uzakta kalmıyorsanız. Ücreti de 9.95 Euro. W2 terminalinden önce L9'a binip Zona Universitaire'de sonra da L3'e binip Liceu'de indim. Liceu durağı direkt La Ramblas'ın-Barselona'nın İstiklal Caddesi tipinde caddesi- üzerinde. 

Biz orada "Pension Mariluz" diye bir yerde kaldık, çok güzel temizdi. Oda double yataklı ama tuvalet ve banyo ortaktı, kahvaltı dahil değil ama isterseniz bir mutfağı var, orada her şeyi hazırlayıp yiyebileceğiniz araç gereç mevcut. Tek zor tarafı asansörü yoktu ve pansiyon binanın 3. katındaydı. Pensiyonun bulunduğu bina da Gotik tarzda ve tarihi bir binaydı. Ben sevdim, tavsiye ederim. Yeri de tüm önemli yerlere başta La Ramblas caddesi, liman ve sahil olmak üzere bir çok gezeceğiniz yere yakın. 






Eşim beni Liceu durağında karşıladıktan sonra eşyalarımızı otele bırakıp acıktığımız için kendimizi La Boqueria'ya attık ve etraftaki onca güzel meyvenin, çerezin, çikolatanın, balığın, deniz ürünlerinin içinde kaybolduk. Orada iki tane restaurant tadında dükkan var: Biri "Bar Central" diğeri de "Bar Boqueria" idi. Biz de Boqueria'da yedik. Barcelona'da yemekler genelde deniz ürünlerine dayanıyor, biz altın balığı(Dorada), karışık deniz ürünleri tabağı, kızarmış sebze tabağı, sangria -Barcelona'nın meşhur içeceği ve soda söyledik. Hepsi 60 Euro tuttu. Ama Barcelona'da genel olarak yemek fiyatları uygun, özellikle tapas tabakları. Oraya gitmişken bir paella, sangria ve tapas denemeden dönmeyin. 








Boqueria gerçekten müthiş bir yerdi, ben o kadar renkli, güzel bir pazar hayatımda görmedim. Pazar kültürünü zaten çok severim ama burası beni kelimenin tam anlamıyla mest etti! O gün normalde kaçta geleceğim belli olmadığı için saatli bilet almayalım gündüz için demiştik-iyi ki de demişiz. Yemekten sonra sahile yürüdük. 

Magnum'un üst katından deniz manzarası 




Magnum alışveriş merkezine girip üst katından deniz manzarasını seyrettik, marinayı gezdik, Cristoph Colomb'a selam durduk ve onun parmağının gösterdiği yerde Amerika var mıdır gerçekten diye baktık. Magnum'un önünde rock konseri vardı. Rock konserlerini özlemişim. Etrafta sanırım el emeği satış yapan sergiler vardı. Sanki kendimi üniversite festivalinde gibi hissettim.  







Sonra resim sergileri ilgimizi çekti onları dolaştık. Bir resim ikimizin de kalbini çaldı ve onun fotoğrafını çekip ekran koruyucu yaptık tablet profillerimize. 
İşte o tablo:




Gün kararmaya başlayınca otelin yoluna düştük ve akşam için flamenko gösterisine gitmek üzere hazırlandık. Flamenko için bileti önceden bilet almıştık Los Tarantos diye otelimize çok yakın bir meydandaki restauranttan. Çok acıklı bir seste bir adam şarkılarını söyledi ve biri adam biri kadın biri adam iki dansçı da dans ettiler. Adam çok iyiydi, hayran kaldım. Bir insan dansıyla duygularını da ifade edebilir mi? Edebilirmiş! Müthişti, ayakta alkışladık. 




O gecenin sonu da yürüyüşle bitti. Önce belli bir güzergahta yürüdük o sırada tarihi bir tren istasyonunu keşfettik (La Statione Francas) ve oradan yürüyerek sahile vardık. Sahil şeridi çok uzun ve çok güzel. Yürümek çok keyifli. Herkes sahilde akşamları yürüyüş yapıyor. Yol üzerinde yine konser veren bir gruba rastladık ve yorularak otelimize döndük. İlk günün özeti= La Ramblas-La Boqueria- Liman-Sahil ve Flamenko gösterisi oldu. Ama her yeri tarih kokan çok renkli sokakları var Barcelona'nın dolaştıkça anlayacaksınız.

İlk gün hikayesi bu kadar.
Sevgiler,  


  





1 Eylül 2016 Perşembe

Eylül-September: If not now, then when?



Eylül başlangıçların ayıdır. Sonbaharın resmi başlangıcı, okulların başlangıcı, doğanın yeniden çevriminin başlangıcı. Eylül ayında benim de hayatımda yenilemek ya da başlamak istediğim şeyler var. Onları burada da paylaşıp unutmamak ve biraz da takip edenlerin desteği ve beklentisini de sorumluluk bilerek uygulamak istiyorum. Eğer fırsatım olursa da bunu her ay başında yapmayı istiyorum. 

Farkında olmadan hep bir erteleme halindeyiz. Yeni başlamak istediğimiz bir hobi-kitap okumak, koşu, flüt, örgü, resim aklınıza ne gelirse- kolay kolay hayatımıza girmez. Dilimizde dolanır durur da uygulamaya gelince hep bir bahanemiz vardır. İşim çok yoğun, eve gelince bir şey yapamıyorum, çocuklarım büyüsün, hele bir şu yaz bitsin, okullar kapansın, şu borç bitsin vs. hep bahane! Tembellik için bahanemiz çok! 

Evet gelelim Eylül ayı kararlarına:
  • "İletişim'de Zen Bilgeliği", "Ustam ve Ben", "Uzun Beyaz Bulut Gelibolu" ile roman okumakta yeniden hız kazandım bu sıralar. Hazır da Eylül'ün soğuk günleri gelirken haftada bir roman bitirmeyi hedefliyorum.
  • İngilizce ve Fransızca'mı geliştireceğim. Bunun için haftada minimum 5 saat yabancı dil çalışma hedefi koyuyorum kendime. 
  • Eylül'ün en önemli kararı araç kullanmak konusunda kendimi geliştirmek. Eylül'ün bir haftası bayram, iki haftası Fransa misyonum ile geçecek ama en azından 2 hafta sonu araç kullanmalıyım!
  • Spor yapacağım, bunu şimdilik minimumda evde olduğum her akşam hava durumunun müsaitliğine göre Manolya Parkında yürüyüş olarak planlıyorum.
  • Haftada minimum 3 gün -evde olduğum zamanlarda- gitarı elime alıp çalışacağım. Minimumda kitaptan notaları çalışacağım.


Şimdilik bu kadar, umarım bu listenin hepsini bitiririm!

Herkese güzel bir Eylül diliyorum. 



September is the month of the new beginnings. It is the beginning of the fall, the school, and the cycle of the nature. I have also the things that I need to renew or begin to do in my life. I want to share them here so that I can't forget them and my readers' expactations make me more responsible to realize my goals. If I had chance, I would like to write my goals in the first days of each month. 

We postpone always our desires unwittingly. The new hobbies we would like to do -like running, knitting, drawing a picture, etc- don't come into our lives easily. We have always an excuse to not to do a new beginning in our lives. A lot of work to do, a child to grow, a season to pass, a school to graduate... Always excuses but not the action! We have a lot of excuses for laziness.

Here my September goals:

  • Read 4 books per month. I have read 3 books recently, I would like to continue to this tendency. 
  • I would like to progress my English and French knowledge. At least 5 hours study per week.
  • This September's most important goal is to learn driving! Drive at least 2 times and take lessons. 
  • Do sport: I plan to walk in the park next to our house
  • Play the guitar 3 days per week.


This is enough for this month. I hope that I can complete all my to do list!

Have a nice September!







Patatesli Gül Böreği Tarifi

Merhabalar, Bu aralar gelen giden misafirimiz çok. Sağ olsun tüm arkadaşlarımız, yakınlarımız Ece'yi görmeye geliyor, mutluluğumuzu...