20 Eylül 2015 Pazar

Gezelim Görelim: Şile ve İskandil Butik Otel

Geçtiğimiz hafta sonu evlilik yıldönümümüzdü. Cumartesi günü benim çalışma ihtimalim olduğu için önceden bir plan yapamamıştık. O gün kalktık, kahvaltı ettik sonra hadi bir yere gidelim hafta sonu için dedik. Yakındaki alternatifleri düşündük: Kartepe, Maşukiye, Abant, Sapanca derken aklımıza Şile düştü. İşyerinden bir abimizin önerisi olan İskandil Butik Oteli aradık, boş yer varmış şansımıza . Hemen rezerve edip yola düştük. 

Yollar neyseki çok yoğun değildi. 2-2.5 saatte Şile'ye vardık. Hava yağmurluydu, arada yağıp duruyordu ama bizim keyfimizi hiç bir şey kaçıramazdı. Otelin lokasyonu çok iyi, direkt Şile Feneri'nin yanında. 4 odası var. İsimleri de denizcilikten geliyor: Güverte, Alesta, Alarga ve Pruva. Biz Alesta'da kaldık, tüm odalar deniz manzaralı ve Güverte ile Pruva jakuzili odalarmış. Biz oraya vardığımızda çok acıkmıştık ve direkt restaurantına girdik. Restaurantı da ayrı güzel. Karadeniz'in hırçın dalgaları ve Eylül yağmuru manzarasında yemeğimizi yedik. 


Et menüsü sadece balıkla mı sınırlıydı hatırlamıyorum ama biz oraya gitmişken ve hazır avlanma mevsimi de yeni açılmışken taze balık yiyelim dedik. Çeşitli mezeleri, kalamar, karides, denize dair ne ararsanız mevcut. Denizden babam çıksa yerim diyenlerdenseniz bu yer tam size göre.



İçerisi ahşap yapı, ahşap pencereleri kanaviçe işlemeli perdelerle süslü, iskandillerin aydınlatmada kullanıldığı çok zarif bir yerdi. Aşağıdaki fotoğraf da restauranttan.


Sonrasında da hava kararmadan Şile turuna çıkalım dedik. Benim Şile'ye ilk gidişimdi, Erkan daha önce de gitmiş. Onun için bana her şey yeniydi. Önce sahile indik bir Şile sahilini gezdik. Yağmurdan dolayı ortalıkta çok az insan vardı. Sizi fotoğraflarla başbaşa bırakıyorum.


Restorasyonundan sonra Sünger Bob'a benzetildiğinin söylenmesiyle çok konuşulan Şile'nin başlıca simgelerinden biri olan Şile Kalesi. 12 metre yüksekliğindeki Şile Kalesi'nin Cenevizliler'den kaldığı söylenmektedir. 


Limandaki dalgakıranın duvarlarını çok güzel desenlerle boyamışlar. Dalga kıranın hizasına merdivenle çıkalım dedik ama ıpıslak olarak geri indik. Belki yazın daha mümkündür de, bu havada dalgakıranın dalgaları kırışını izlemek çok mümkün değilmiş.


Bir plaj düşünün, ıssız, geriye sadece yağmur ve boş şezlonglar kalmış. Eylül biraz hüzünlüdür denilir ya, biraz hüzün salıyor gerçekten manzara. Yaza veda ettiğimizin resmi.


Daha uzaktan bir bakış: Şile midyecisi Adil Usta da dükkanı sahilde bırakıp gitmiş.


Gece de Şile Feneri'ne gitmek üzere yola çıktık. Gerçekten devasa ve özellikle gece muhteşem görünen bu fenere hayran kaldık. Bu foto Erkan'ın objektifinden. Karadeniz'de kıyı güvenliğini sağlayan 2 fenerden biri ve 1859'da yapılmış. 20 deniz mili görüş mesafesine sahip. (Wikipedia) Şile'yi gidilip görülesi kılan en önemli şeylerde birisi bence bu fener.



Otel kahvaltıyı odada veriyor. Ertesi sabah butik bir otel için mükellef bir kahvaltıyı odamızda yaptık. Eklemeyi unuttum, odaların hepsi yere kadar cam ve direkt denize sıfır. 


Ve son olarak bizi unutmayalım: Nice mutlu yıllara canım!


Yaz sebzelerini saklamak

Ben semtlerde kurulan halk pazarlarını gezmeyi çok severim oldum olası. Esnaf kültürünün samimiyetine, birebir iletişimin sıcaklığına bayılırım. Ayrıca markette bulacağınız 3. kalite sebze ve meyvelerin en güzelini, en tazesini, en aromalısını ve çok daha fazla çeşidini pazarda bulabilirsiniz. Ama iş hayatına başladığımdan beri çok fazla şans yakalayamıyorum pazara gitmek için. Marketin çoğu zaman lezzetsiz, rengi solmuş sebzelerine kalıyoruz bu yüzden. Bu Cuma pazara gidebilme şansını yakaladım ve yine inanılmaz zevk alarak gezindim her sergiyi. Tabi ki ne zamandır istediğim sonbahar -kış için saklamalık sebze alışverişimi de yaptım.

Siz de kış için bir şeyler hazırlamak istiyorsanız, fikir vermesi açısından ben neler yaptım anlatayım:

Taze fasulye: 
Öncelikle taze fasulyeleri güzelce yıkadım. Sonrasında onları normal yemeklik doğradım.


Büyük ve derin bir tencere ihtiyacı olduğu için düdüklü tencerede 3/4'ünü su doldurarak kaynattım.
Taze fasulyeleri kaynayan suyun içerisine koyup 4 dakika kaynattım. (Bunu yaparken tahta kaşıkla arada karıştırdım.)


Son aşama olarak da içine buzdolabından soğuk su ve buz koyduğum büyük bir kapta taze fasulyeyi ocaktan alıp bu suya koyarak şokladım. Orada da 3-4 dakika tuttuktan sonra kurumaları için büyük bir bezin üzerine aldım. Oradan da paketleme aşamasına geçtim. Buzdolabı poşetlerine bir öğün bizim için yaklaşık 250 gram -2 kişi olduğu için ona göre poşetlere yerleştirdim. İçerlerine doğranmış taze organik tarla domatesleri de kesip koydum. Sonra da buzdolabının buzluğuna doğru yolculukları başladı. Dün evde resmen bir üretim süreci vardı ve bitirdikten sonra çok mutlu oldum! :)


Kırmızı biber & Patlıcan:
Kırmızı biber ve patlıcanları ayrı ayrı yıkayıp közledim. Kabuklarını soyarak onları da buzdolabı poşetlerine koydum.

Yeşil biber:
Yeşil biberleri normal yemeklik doğradım çoğu kısmını ve dondurucuya koydum. Bir kısmını da başlarını kesip ikiye bölüp dondurdum. Bu ikinci kısmı da et yemekleri yanında kızartmalık kullanacağım.

Kayınvalidem de Ankara'dan bir sürü menemenlik kavanoz biber-domates sosu getirmiş. Artık kış gelebilir, biz hazırız. :)

Sizin önerileriniz var mıdır, siz ne şekilde yaz sebzelerini-meyvelerini saklıyorsunuz? Her türlü pratik yöntemi denemeye hevesliyim, fikirlerinizi bekliyorum.

İyi hafta sonları!


  

16 Eylül 2015 Çarşamba

Çalışma Odasında Mutluluk!

Eylül geldi, şimdi okul zamanı. Ya da siz zaten home office çalışan birisiniz! (O şansa eriştiğiniz için sizin adınıza ben de mutluluk duyarım. ) O zaman gelin bakalım evimizin çalışma odasında neler yapabiliriz?

Aydınlık çok önemli, yeterli ışık alıyor olmak hem gözlerinizin rahatsız olmasını engeller, hem de çalışırken içiniz açılır. Bu sebeple eğer mümkünse çalışma masanızı pencere önüne taşıyın. Ayrıca beyaz renk odaklanmayı kolaylaştırır.



Düzen önemli. Dağınık bir ortam çalışma kalitenizi de olumsuz yönde etkiler. Bu sebeple organize olun. Klasör ve dosyalarla ortalıkta yığılan kağıtları tasnif edin. 

İkea'da çok güzel karton ve hasır klasörler ve organizerlar var. Ayrıca kutu şeklinde raflar da depolanan malzemelerin dağınık görünümünü engeller.


Bloglovin

Bahsettiğim kutular aşağıdakilerden. Daha sade ve daha az kafa karıştırıcı bir görüntü sağlıyorlar.


Theorganizedhousewife

Tabiki çalışırken kullanacağınız sandalyenin konforu ve vücut ergonominize uygunluğu da ayrıca önemli. Rahat bir sandalye daha uzun süre motiva kalmanızı ve sırt, boyun ağrılarının oluşmasını engeller. Tabi otururken vücut postürüne de dikkat etmek önemli.



Theultralinx


Harpersbazaar

Kişiselleştirin. Sizi motive edecek bir şeyleri masanıza taşıyın. Bu bir buket çiçek de olabilir, bir dostunuzun hediyesi çok sevdiğiniz bir biblo da.


Dar alanları değerlendirin.Katlanabilir mobilyalarla kendinize küçük de olsa sadece size ait olacak bir çalışma alanı yaratın.


Cosmopolitan

Panolar hayat kurtarıcı. Hem sizi motive edecek kartları panonuza asabilir, hem de hatırlamanız gereken şeyleri panonuza not alabilirsiniz. Pano öğrencilik yıllarımdan beri en sevdiğim, en kullanışlı bulduğum şeylerden biridir. 


5 Eylül 2015 Cumartesi

Eylül'e merhaba!

Eylül geldi bile. Yazın etkisi de yavaş yavaş geçmeye başlayacak. Akşamları artık daha serin, günler kısalıyor. Ben yazı çok seviyorum, ama yaza özlemin de ayrı bir tadı var.

Bu ay okullar açılıyor. Tüm okula başlayacak arkadaşlara şimdiden başarılar diliyorum. 3 yıl aradan sonra bu sene ben de yeniden öğrenci olacağım. Çok heyecanlıyım. Galatasaray'a geri dönüyorum. Okula kayıt işlemleri için gittiğimde okulumu ve Ortaköy'ü ne kadar çok özlediğimi fark ettim. Öğrenciliğin tadı kesinlikle başka. 

Bugün size bir salon turu yaptıracağım. Bir dekorasyon tutkununun evinden kareler...



Burası salondaki kitaplığın üstü. Mumlukları Özdilek'ten almıştım. Kalpli kutular eşimin bana ilk sevgililer günü hediyesi. Narlar yanılmıyorsam Evmanya'dan. 

Şirin sevgili heykelciği eşimle ben oluyorum. Saçlarım yüzüme gelmiş, çekmemişim. :) Kurutulmuş çiçekler bize sevdiğimiz bir arkadaşımızın hediyesi. Ve arkadaki ne alaka diyebileceğiniz kırmızı kutu benim diplomamı saklıyor. Bergama'dan yüksek lisans başvuruları için transfer ettim. Baktım ki o da kırmızı köşemle uyum sağladı, onu da bu kombinasyona ekledim.


Koltuk takımlarını İnegöl'den aldık. Mavi rengi benim en çok sevdiğim renktir. Kova burcu olmamın da bunda katkısı var. Yemek masasını da aynı yerden aldık. Lake krem yemek takımı çiçekli yastıklarımızla da uyumlu oldu. Koyu renk mobilyaları çok sevmiyorum. Evin olabildiğince ışık almasına ve içindeki mobilya ve diğer aksesuarlarında bu etkiye destek olmasına çalışıyorum.


Annemin el emeği danteller ve yine yastıklarımızın desenine çok uygun şekerlik takımı. O da çeyizimin nostaljik parçalarından.


Perdeleri kendi isteğimize göre Yalova'daki Bursalı bir perdeciye yaptırttık. Gelin buketimi de İkea'dan aldığım cam vazoya koydum. Berjerleri pencere önüne koyarak bir kahve masasını da araya aldık. 


Bu çiçeklerde kayınvalidemin ev hediyesi. Benim dekoratif obje koleksiyonlarım çok olduğu için iki tane cam vitrin aldık. Koleksiyonları seviyorum.


Girişteki vitrinin üzerinden misafirlerimize "Welcome" diyoruz. Bu biblo Karamürsel sahilde kurulan sergilerden.


Vitrinlerin birinde sofra takımları duruyor. Onların da bir kısmı ev hediyesi, bir kısmı çeyizimden. Ortadaki bakır tepsiyi bir Gaziantep ziyaretinde bakırcılar çarşısından almıştık. Kartal eşime benim Kapadokya hediyem. Fotoğraf da aslında puzzle. O da marathon yürüşünde Boğaziçi köprüsünden bir kare. 


Salondan Marmara Denizi manzarası

Beyaz orkide yine kayınvalidemin bana doğum günü hediyesi. Dekorasyonu çok seven gelinine ne alacağını bilmiş. :) Kırmızı fener İkea'dan, mavi kavanozu eşim için Bademli ve Antalya'dan topladığım midye kabukları ile hediye olarak hazırlamıştım. Diğer mumluk da hediye. Masa örtüsü anneannemden hatıra. Rengine, işlenişine hayranım. Ben el işi her şeyi çok seviyorum sanırım.



Devam edecek.

Herkese güzel bir Cumartesi akşamı diliyorum, sevgiler.

31 Ağustos 2015 Pazartesi

Gezelim, görelim: Büyükada

Uzun zamandır bir "Büyükada'ya gidelim." vardı dilimizde. Bugüne nasip oldu. İstanbul'da 5 yıl kalmama rağmen İstanbul'un tarihi ve doğal güzellik olarak bayağı bir yerini gezmediğimi fark ettim. Çoğu yerini İstanbul'a yerleşmeden önce ya da ayrıldıktan sonra keşfettim. Büyükada da bunlardan biri oldu. Yaz döneminde (15 Eylül'e kadar devam ediyormuş.) Yalova'dan vapurla geçilebiliyor. 

Vapur yolculuklarının ayrı bir keyfi var. Güzel bir yer bulup zihnini ve gözlerini denize bırakmak insana huzur veriyor.



Büyükada'ya Yalova'dan 1 saat 15 dakikada gittik. İki kişi gidiş- dönüş bilet ücreti 50 TL. Bence uygun bir fiyat. Adada ilk dikkatimi çeken İstanbul vapur iskelesi oldu. Genelde gar ve iskele gibi yerlerde Türk mimarisinin güzel örnekleri var İstanbul'da. 



Adaya adım atar atmaz upuzun bir kuyruk gördük. Meğer fayton kuyruğuymuş. Adada ulaşım bisiklet ve faytonlarla yapılıyor. Çok hoşuma gitti, keşke her yerde şehir içi ulaşım bisikletle yapılabilse dedim. Aklıma Delft geldi. Bu arada bisikletinizi vapurda taşıyabilir, ya da orada  bisiklet kiralayabilirsiniz. Günlük 20 TL-30 TL arasında değişen fiyatları var.



Büyükada'da beyaz rengin ve ahşabın ağırlıkta olduğu yazlık evler, villalar ve konaklar var. İnsanın baktıkça bakası geliyor bu özenle yapılmış evlere. Hele de pembeli, morlu begonvilleri! Evlerin girişini nakış gibi işlemişler. Benim en çok sevdiğim evlerden biri aşağıdaki ev oldu.



Biz adaya girer girmez kendimizi ara yollardan Aya Yorgi yoluna verdik. Normalde faytonla tur da yapılabiliyor. Ancak biz yürümeyi tercih ettik. Aya Yorgi'deki kilisenin M.S 6. yüzyıla dayanan bir tarihi varmış. İçine girdik ancak fotoğraf çekmek yasak olduğu için çekemedim. Duvarlarındaki resimler, tablolar ve avizeleri ile görkemli bir kiliseydi. Açıkçası nedense adada o kadar güzel bir kilise görmeyi beklememiştim. Ama içine girince hayran kaldım. 





Aya Yorgi tepesine çıkarken çok yorulduk, çünkü ciddi anlamda uzun bir yol sonunda yokuş tırmandık. Giderkene kesinlikle spor ayakkabı ya da rahat bir ayakkabı giyin. Oraya varınca ama kesinlikle iyi ki gitmişim diyorsunuz. Muhteşem bir Ada, İstanbul ve Marmara Denizi manzarası var. Orada "Yücetepe Kır Gazinosu" diye bir mekan var. Oranın müthiş manzarasında lezzetli yemeklerini yiyip, çayınızı, kahvenize içerek yorgunluğunuzu unutabilirsiniz. Yukarıdaki resmi Yücetepe'den çektim.

Yürüyerek çıktık dedim ama dönüşte aynı şeyi yapmayalım dedik ve faytonla indik. Kaç kilometre yol yürüdük giderkene çok merak ediyorum. Bilen varsa söylesin.

Başka neyini denemeden dönmeyelim derseniz, "Tarihi Prinkipo Dondurma" diye bir dondurmacı var. Ekstra büyük külahlarda neredeyse her çeşit dondurma mevcuttu. Bu kadar büyük külahları daha önce hiç bir semtte görmedim. Adaya yolunuz düşerse mutlaka deneyin. Ayrıca sahilde de çok fazla restaurantı vardı, ama biz onları denemedik. Seçenek bol. 


Yukarıdan güzel seyir terası olan bir de Kahve Dünyası da var. Binası 3 kat, en üst kattan iskelelerin ve denizin çok güzel manzarası var. Aşağıdaki fotoğrafı da oradan çektim.




Bir çok hediyelik eşya da mevcut. Eşim bana bugünün anısına bir bisiklet şeklinde dekoratif süs aldı. Bundan adada çok yerde satılıyor, aynı zamanda magnetler, el işi bandanalar, şallar gibi bir çok alternatif de mevcut.



Ve son olarak 30 Ağustos Zafer Bayram'ımız kutlu olsun. "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" diyen Ata'mın büstüyle veda ediyorum. Çok söze gerek yok aslında, Ata'm az ve öz bir cümleyle çok güzel ifade etmiş. Anlamsız savaşların, ölümlerin bitmesi dileğiyle.   İyi haftalar olsun.




25 Ağustos 2015 Salı

Gezelim, görelim: Liman Restaurant

Merhaba sevgili dostlar,

Çok güzel bir 3 günlük tatili geride bırakmanın hem hüznü, hem de o güzel günlerin taşıdığı mutlulukla bugün işe başladım. Bergama bana çok iyi geldi. Taşını toprağını bile özlüyorum resmen.

Bu hafta sonu çok sevgili dostum Gülçin'in Bergama'da düğün ve kına töreni vardı. Biz Gülçin'le aynı lisede 4 yılımızı ama bunun yanında da çok güzel bir dostluğu paylaştık. Bir zamanlar beraber okul kıyafetlerimizle  dolaştığımız arkadaşlarımı şimdi gelinlikle -damatlıkla görüyor olmak çok duygulandırıyor beni. Yıllar çabuk geçiyor. Çok hızlı büyüdük sanki. Gülçin ve Ender'e buradan da bir ömür boyu mutluluklar diliyorum. 

Size bugün eşimle gittiğimiz güzel bir mekanın önerisini yapmayı istiyorum: Liman Restaurant. Yolunuz Çınarcık'a düşerse (Yalova'ya 12 km, Bursa'ya 82 km mesafede) bu mekana uğrayın derim. Öncelikle Çınarcık Marmara Denizi kenarında sakin bir sahil kasabası. Biz geçen hafta gittiğimizde her yer denize giren, güneşlenen insanlar, yönetmen koltuklarına yerleşip sohbet eden emekli amcalar, teyzeler, sevgilileriyle motor süren gençler ile bayağı kalabalıktı. Çınar ağaçlarının eşlik ettiği yolda kesinlikle huzur akıyordu.

Çınarcık'a gidene kadar acıktığımız için ilk gördüğümüz dükkanda burada nerede ne yenir diye danıştık. Dükkan sahibesi bir kaç yer sayıp ama Liman Restaurant çok güzeldir, müdavimleri çoktur deyince yürüyüş mesafesi olarak uzak da olsa oraya gitmeyi kafamıza koyduk. Çınarcık Liman'ının hemen karşısında bu restaurant. Denize yüzünüzü dönüp, sahil boyunca sağ tarafa doğru dümdüz yürüdüğünüzde yol sizi Liman Restaurant'a çıkarıyor. 

İyiki de gitmişiz, hem manzarası hem de yemekleri çok güzeldi. Restaurantın müşteri ilişkileri de iyiydi. Biz çok beğenerek döndük. Balıkları çok taze, lezzetli. Kırmızı et ürünleri de bulabiliyorsunuz. Mezeler de çok iyi. Biz Girit ezmesi, kırmızı biber salatası, deniz börülcesi ve çoban salatası ile Akdeniz salatası aldık. Yemek olarak da mezgit tava söyledik. Ama neredeyse hem yerli, hem ithal yaklaşık 10 çeşit balık var. Hem kültür, hem deniz balıkları. 




Mekanın ön kısmında üzümlerin altında yemeğinizi yiyorsunuz, ahşap mimarisinin verdiği sıcaklık ile kendinizi müthiş huzur içinde buluyorsunuz. 



Size bir Çınarcık manzarası ile veda ediyorum, sevgiyle kalın. İnsanların birbirine duyduğu kin ve nefretin arttığı böyle bir zamanda sevgiden başka sığınılacak bir şey yok. 



19 Ağustos 2015 Çarşamba

Akdeniz Stili Evler

Akdeniz stili İtalya, Yunanistan gibi Güney Avrupa ve Tunus, Fas gibi Kuzey Afrika ülkelerinin ve ülkemizin dekorasyon tarzını birleştirir. Sıcak iklimlerin dekorasyon tarzı da, insanları  da sıcaktır.

Görkemli sütunlar, terra cotta karolar, kemerli pencereler, sıva kaplanmış dış cephe bu evlerin mimari özelliklerinin başında gelmektedir. 

Aynı şekilde ferforjeler, renkli desenli çiniler, rustik ahşap kirişler ve tabi ki olmazsa olmaz rengarenk kilimler iç dekorasyonun parçalarıdır.

Vitray ve kilden yapılmış aksesuarlarla da Akdenizli evinizi tamamlayabilirsiniz.

Bu dekorasyon tarzını evinize yansıtmak için bu fotoğraflardan ilham alabilirsiniz.

Alçak ve sağlam koltuklar, desenli yer karoları 

     senyoretacanyella




Geniş ve bol bölmeli camlar


 Kuzey Afrika ülkelerinden esinlenen oymalı mobilyalar ve işlemeli cam aydınlatmalar


Büyük, yüksek tavanlı ferah evler, otantik aydınlatmalar




houzz

Patatesli Gül Böreği Tarifi

Merhabalar, Bu aralar gelen giden misafirimiz çok. Sağ olsun tüm arkadaşlarımız, yakınlarımız Ece'yi görmeye geliyor, mutluluğumuzu...